https://www.egleniyormuyuz.com/wp-content/uploads/2018/01/milano-rehberi.jpg

Her Sokağı Tarih Kokan, Moda ve Sanatın Kenti: Milano Marche Event ortağı Sedef Eras'ın Milano seyahatinde yaşadığı keyifli macerayı kendi kaleminden keşfedin!

Yeni yıla girmeden birkaç gün önce İtalya’nın Milano şehrine gittim bir arkadaşımla… Modanın başkenti Milano!  İtalya’ya daha önce gitmemiştim, o nedenle daha da heyecanlıydım…. Hem yeni bir ülke sınırlarına ayak basacaktım, hem de yeni bir şehir keşfedecektim… Bir de Akdeniz ülkeleri oldum olası beni cezbeder; içimi ısıtır. Soğuk bir kış günü bile olsa bu duygum hiç değişmedi.

Aslında öyle planlı programlı bir seyahat değildi… Son anda “Hadi gidelim.” vari bir tatil oldu benim için  ama çok güzeldi, eğlenceliydi… İnsan kendi yaşadığı ülkenin, şehrin  dışında kalan yerleri keşfettiği zaman bir başka mutlu oluyor, heyecanlanıyor, yani ben öyleyim en azından.

Milano’nun Codorna semtindeydi kalacağımız yer. Keyifli bir sokak, küçük ama sıcak bir daire. Evin konumu da, dekorasyonu da güzeldi, sevdim yani…

İlk gün biraz çevre keşfine çıktık. Gezilmesi gereken noktalar için makinenin deklanşörüne bastık… Duomo Meydanı, Duomo Katedrali, hem gecesiyle hem gündüzüyle muhteşemdi!

Galleria Vittorio Emmanuele II Alışveriş Merkezi’ne geçtik sonra. Yeni yıla ihtişamlı hazırlanmıştı… Dünyanın tüm moda markaları sıra sıra dizilmişti dizilmesine ama kapalıydı bir çoğu… Milanolu’lar: “Aman çok turist gelir, dükkan açalım, çok satış yapalım, çok para kazanalım. Hatta fahiş fiyatla satalım.” derdinde değil. Herkes kendi hayatını yaşıyor; bu çok hoşuma gitti, söylemeliyim.

Bir arkadaşımız parfüm istemişti ama öyle bildiklerimizden değil. Grasse usulü, bitki ve yağların esansları çıkarılarak yapılanlardan. Bunu, Brera Caddesi’nde bulduk. Özel bir parfüm dükkanı. Kokuyu deneyimliyorsun (Dikkatinizi çekerim üzerinize boca etmiyorsunuz. Koku, sadece bir damlayla duş alana kadar seninle kalıyor) İstediğimiz parfümü söyledik, özel bir dolaptan çıkardı Madam Rotenmayer’a benzeyen bir kadın…

“Parfüm kimin için?” dedi,

Anlamadık önce,

“Bir arkadaşımız için alıyoruz.”

“İsmi nedir?” diye sordu. Baktık kadının yüzüne, neden soruyor dercesine. Yine de kadının ‘cevap vereceksiniz’ edasına karşın siparişi veren arkadaşımızın ismini söyledik…

 

O  da bizi anlamadı. Sonra bilgisayarı gösterdi ve oraya yazmamı istedi Madam Rotenmayer ; yazdım. Ardından bir etiket çıkarttı ve etiketi şişenin üzerine yapıştırdı. İsme özel bir parfüm şişesi oldu yani. Çok güzel paketlediğini söyleyemeyeceğim ama isim esprisi güzeldi, iyi pazarlama taktiği…

 

O gün ilk deneyimlediğim happy hourlar’dan da  kısacık bahsedeyim…

Bu Yazı İlginizi Çekebilir  Kurumsal Etkinlikleriniz İçin En Farklı Oyunlar

Saat 17:00’den itibaren tüm kafe tipi mekanlar happy hour konseptine dönüşüyor. Bir içki alıyorsun. Yanında, muhteşem zeytinlerden (ki bu kadar çok zeytin yememiştim), cipsten, pizzadan oluşan dolu bir tabak geliyor önünüze. Yeterli gelmezse devamı açık büfede! Bir kişi 16  Euro…  Dilerseniz günü bununla kapatabilirsiniz. Akşam yemeğine geçecekseniz happy hour menüsünü zeytin ve havuç ile geçiştirebilirsiniz. Zeytin mutlaka ve mutlaka tadılmalı ama…

 

İkinci gün, sabah kahvaltımızda kruvasan ve Amerikano vardı. Daha sonra “Spor her şeydir, ertelenmez.’’ mottosuyla Indiro Montanelli Parkı’na gittik. Spor bahane, park şahane! Bir saat burada zaman geçirdikten sonra Navigli’yegeçtik…

Navigli, Londara’nın Camden Town bölgesi havasında … Kışın bana çok bir şey ifade etmese de köprüleriyle,  nehir kenarında sıralanmış renkli binalarıyla, kafeleriyle yazın daha renkli ve hatta birazcık bohem bir resim veriyordur… Navigli’nin de yanına bir tik attım…

Üçüncü gün tabii ki Como kararı vermiştik. Olmazsa olmazdı… Güzeldi, sakindi, huzurluydu. ‘Bir huzur almaya geldim Kalamış’tan’ edası vardı… Şık bir restoranda kırmızı şarabımızı içtik, içimiz ısındı… Hava soğuk ama farkındaysanız soğuk kelimesini hiç kullanmıyorum; her şey o kadar sıcak ki çünkü. Bir de güneş bizi hiç yalnız bırakmadı, bu da müthişti… Pizzalarımızı da yedikten sonra Como’nun yerel dükkanlarını dolaştık. Arkadaşım da ben de şapka koleksiyoncusuymuşçasına şapka mağazalarını gezdik saatlerce…

Dördüncü gün biraz tarih çekelim içimize dedik ve Bergamo’ya gitmek üzere yola koyulduk… Bergamo eski ve yeni olmak üzere iki şehirden oluşuyor. Eski şehir tepeye kurulmuş. Tarihi dokusu ve azametiyle yeni şehre tepeden bakıyor; adeta eziyor… Modernite çoğu zaman tarihin altında ezilebiliyor da…

Bergamo yeniyıl dekorasyonu açısından da şu ana kadar gezdiğimiz mekanlar arasında en estetik şekilde hazırlanmıştı 2018’e … Fünükiler ile eski şehre çıktık; meydanlar ,çeşmeler, kafeler, dükkanlar çok canlı ve kalabalıktı… Milano’nun kalbi o gün orada atıyordu… Tarih yine birinciydi yani!

Akşamüzeri Milano’ya döndük. O gece yeniyılı karşılayacaktık, ama happy hour saatini kaçırmadık yine. Ardından eve geçtik, kıyafetleri değiştirdik ve ver elini Duomo Meydanı. Herkes buradaydı.  Katedral için 2 kilometrelik bir sıra vardı. Sonuncu kişi sabaha kadar ziyaret edebildi mi bilmiyorum ama… Çatapatlar hiç susmuyordu. Meydanda büyük bir konser vardı. Motel Connection ve Elio e le Storie Tese konserleri…  Saat 00:00 da  elimizde birer kadeh şampanya ile yeniyıla girdik coşkulu bir şekilde. Havai fişekler göğü renkten renge boyadı. Etkileyici ve eğlenceliydi. Herkes gülümsüyordu, alkolün etkisiyle kahkaha atanlar da çoktu. O an, şehir ile ilgili hissettiklerimi bir cümleyle anlatmamı isteseler şunları söylerdim: “Ah Milano, gülen şehir”

Bu Yazı İlginizi Çekebilir  Event Designer Olarak Fark Yaratmanızı Sağlayacak Yaratıcı Kartvizit Tasarımları

Ertesi gün Milano adeta ölü şehirdi. Her yer kapalıydı, sabah kahvaltı bile edemedik.. Evde kahvelerimize mahkum kaldık. Sonra bir neler var görmediğimiz diye bakmak için tekrar dışarı çıktık, ara sokakları dolaştık. Bir kiliseye girdik, yeni yıl için dileklerimizi diledik, mum yaktık. Tabii ki happy hour saatini yine yakaladık 🙂  Sonrasında, akşam yemeğimizi yedik ve eve döndük, ertesi gün veda edecektik Milano’ya…

Hep tarihi binaları, ortamları çekecek değiliz ya… Azıcık da kendi fotoğraflarımızı çekelim, öyle değil mi?😄

Sokakta yaşayan bir kent Milano; kafeleri, restoranları, işportacıları, sokak çalgıcıları, müzisyenleri,  kafe çığırtkanları, satıcıları, dilencileri, zemin havalandırmalarını fotoğraf köşesi gibi kullanan karakterleri, istasyonlarda siz yardım istemeden yardım eden, size biletinizi bir saniyede veren ve bahşişleriyle harçlığını çıkaran gençleri, moda ikonu gibi gezen kadınları, tarifi uzun süreceği için es geçtiğim muhteşem İtalyan erkekleri… Daha sayamadığım, buraya sığmayan bir sürü detay ile keyifli, eğlenceli bir şehir. Eğlenmek istiyorsanız mutlaka uğrayın derim… Ha bu arada, mutlu seneler!